Şimdi Reklamlar

Çevremdeki bazı kişilerin televizyonda reklamlar başladığında birkaç saniye durup kanal değiştirdiklerine; hatta bazılarının, hayatlarında hiç reklam görmek istemediklerini söylediklerine şahit oluyorum. Şimdi bir ütopyada olduğumuzu ve reklamsız bir dünyada yaşadığımızı hayal edelim: Televizyonlarda, gazetelerde, dergilerde, internette, panolarda, binalarda vs. hiçbir yerde reklam yok. Sizce iyi olur muydu? Reklamlar, sadece insanlara zorla bir şey satmak için yapılan beyin yıkama çalışmaları değil; insanları indirimler, avantajlar vb. konusunda bilgilendiren veya yeri geldiğinde eğlendiren bir araçtır. Bunun yanında tabii ki ciddi paraların döndüğü bir sektördür. (Türkiye pazarında yılda 3 milyar doların üzerinde bütçe harcanan ve yarısından çoğu TV reklamı olan bir ekonomiden bahsediyoruz.)

Avcı-Toplayıcı Toplumdan Günümüze Yansımalar

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; develer tellal, pireler berber iken erkeklerin “avcı”, kadınların da “toplayıcı” olduğu hikayesi hepimize anlatılmıştır. Bu yazımda bu görev dağılımının, tesadüfi olmadığını ve yaratılıştan gelen bazı özellikler neticesinde oluştuğuna dair bazı hususları anlatacağım. Şu soruyla başlayalım: Neden erkek avcı? Erkeklerin biyolojik yapısının kadınlara kıyasla daha kaslı olması, günışığında kadınlara nazaran daha iyi görebilmesi ve hedefe odaklanma yetenekleri kadınlara kıyasla daha iyi olması sebebiyle, avcı görevi erkeğe verilmiş. Toplayıcı rolündeki kadınların ise, “bütünü görme” yeteneğinin erkeklerden daha iyi olmasından dolayı onlara; yuvasını temizlemek, çocuklarına bakmak, yiyecek toplamak ve olası tehlikelerden barınağı korumak gibi görevler verilmiş. Buradaki yiyecek toplamak; kaliteli yiyeceği, çürükten veya zehirliden ayırt etme yeteneği anlamına geliyor. Çünkü olası yanlış seçimler, bir ailenin zehirlenmesi ve o dönem için belki ölüm anlamına gelebiliyor. Şimdi günümüz davranış biçimlerine bu görev dağılımından bir yansımayı inceleyelim.

Pazarlama ve Etik

Pazarlama denilince ülkemizde maalesef stratejik-operasyonel ayrımı bilinmeksizin kapıdan kapıya dolaşan satıcılar akıllara geliyor. Halbuki pazarlama, insanları indirim ve taksit imkanlarıyla kandırıp zorla ürün satma işi değil; insan ihtiyaçlarını belirleme ve karşılama ‘sanatıdır’. Yani kutuplarda buzdolabı satmaya çalışmak pazarlamacılık değildir. Pazarlama, analitik düşünmeyi ve etik olmayı gerektirir. Fakat bu demek değildir ki; pazarlama, tamamen etik kurallar çerçevesinde yönetiliyor. Tarihte bazı pazarlamacılar “uydurma ihtiyaçlar” oluşturmuşlar ve günümüze kadar bunlar süregelebilmiştir. Bunlardan bir örnek: Kahvaltı alışkanlığı. Freud’un yeğeni olan modern halkla ilişkilerin kurucusu ve ikna psikolojisi alanında önemli çalışmaları olan Edward Bernays’ten önce Amerika’da kahvaltıda, önceki gün akşamdan kalan yemekler tüketiliyordu. Bernays, domuz pastırması ve yumurtayı Amerikan kültüründe kahvaltıların vazgeçilmezi haline getirmeyi ‘başarmıştır.’ Başarmıştır diyorum, çünkü insanın alışkanlıklarını değiştirmek oldukça zordur.

Silikon Vadisi’nden Deneyimler

14.05.2013 Salı günü “TÜBİTAK desteği ile düzenlenen, teknoloji içeren projeler üzerinden, teknoloji üreten ya da üretme potansiyeli olan, firmaları, akademisyenleri, öğrencileri ve kurum yetkililerini bir araya getiren bir Ar-Ge proje pazarı platformu oluşturma” amaçlı olan Proje Park ’13 etkinliğine katıldım. Etkinliğin gerçekleştiği Erciyes Üniversitesi Sabancı Kültür Sitesi’ne girdiğimde Türkiye’nin çeşitli üniversitelerinden ve liselerinden gelmiş öğrencilerin proje sergileri vardı. Ben de merakla bu projeleri inceleme ve proje sahiplerine soru sorma fırsatı yakaladım. Fakat benim etkinliğe asıl katılma amacım, dünyanın girişimcilik merkezi olarak görülen Silikon Vadisi’ne TÜBİTAK tarafından gönderilen ilk 10 girişimciden olan Kubilay Kaan Aydın, Ahmet Engin Bayrak ve Çağrı Karahan’ı; ayrıca Silikon Vadisi’nde medikal cihaz üretimi yapan firma sahibi Fırat Kahraman’ı dinlemekti. Şimdi edindiğim birikimlerden size aktarım yapmak istiyorum.

Sağlık Ekosisteminin Sosyal Ağlardaki Konumu

Daha etkin bir müşteri deneyimi sunarak rekabet üstünlüğü sağlamanın temel yapıtaşlarından birisi de sosyal ağlarda aktif olmaktan geçiyor. Bu yüzden “Sosyal mecralarda olmalı mıyız?” gibi bir sorunun artık günümüzde bir yeri yok. Bu nedenle şimdi bu işin neresindeyiz, neler yapılıyor, neler yapılabilir şeklinde sorularla bir ufuk turu yapalım.

En Gözde Şirketler 2013 Araştırması

Geçen sene “En Gözde Şirketler 2012” araştırmasının sonuçlarını paylaşmıştım. Bu sene de 2013 sonuçlarını sizinle paylaşmak istiyorum. 96 üniversiteden 10.330 anket vasıtasıyla elde edilen sonuçlarda, araştırmaya 220 firma dahil edilmiş. Anketler sonucunda; işveren marka imajı, bu sonuçların oluşmasındaki en büyük etken olarak saptanmış. Geçen seneki araştırmaya göre ilk 10’da bulunan firmalar, bu sene de hemen hemen aynı yerlerini koruyor.

Sosyal Ağlar ve Kullanıcı Sağlığı

Yaklaşık her iki yılda iki katı içeriğe sahip olan, Türkiye‘de kullanıcı sayısı son 10 yılda 2 milyondan 35 milyona yükselerek, yüzde 1.750 artan bir çığdan, yani internetten bahsediyoruz. Günümüzde bu dev bilgi deposunun ve aynı zamanda çöplüğünün bayrağını sosyal ağlar taşıyor. Birçok kullanıcının internet denilince aklına sosyal ağlar geliyor. Bugün dünya çapında 1 milyar üyeyi geçen Facebook, oldukça büyük nüfusu ile bu durumu gayet iyi özetliyor. Günlük hayatta yaşanılan katı ve kuralcı yapının dışında, sosyal ağların sunduğu “sınırsız özgürlük” insanlara cazip gelmekte ve bu çekici tehlike de insanların bu zaafını kullanarak onlara her şeyi paylaşmaya teşvik etmektedir.

Ya Bu Deveyi Gütmeli, Ya Bu Diyardan Gitmeli mi?

Kimi kullanıcılar, sosyal ağları birer ağlama duvarı veya içimizdeki Recep İvedik’i ortaya çıkarma alanları gibi görüyor. Buna bağlı olarak kullanıcı, sanal ortamlarda farklı bir dünya gözü ile bakıp orada kendinden farklı bir karakter yaratıyor. Belki de, gerçek isim yerine mahlas kullanma veya sahte(fake) hesap açmak mantığı da bu kendi kendimizden bile tiksindiğimiz bazı anların bilinçaltındaki maskelemesi olarak düşünülebilir. Fakat bu durum insanda tehlikeli noktalara varabilecek ikilimler oluşturuyor. Bunlardan birisi de kimlik arayışı. Sanal dünyada oluşturduğu kimlik ile birey gerçek kendi kimliği arasında ikileme düşüyor. Arayışa giren kişi de; bastırılmış cinsel içgüdülerini, gündelik hayatında cesaret edip yapıp/söylemeyeceği şeyleri sanal(zahiri) ortamda artan kin ve nefret duyguları ile paylaşıyor. Bu durum da kişiyi zihinsel bir kısır döngüye sokup psikolojik ve sosyolojik dengesinin bozulmasını beraberinde getirebiliyor.

Yeni Medya Düzeni

Her ne kadar şu anda bazı kitleler için sosyal ağlar denilince akıllara Facebook ve Twitter gelse de, bu sürece daha geniş bir perspektiften bakmak ve bu sürecin ICQ, IRC, MySpace, Ekşi Sözlük gibi oluşumlardan türediğini görmezden gelmemek; hatta belki de Kral TV’de altyazı olarak geçen SMS’lerin de bu sürecin bir parçası olduğunu unutmamak gerekiyor. Kimimiz için nefes alıp vermek, yemek yemek gibi rutin ve zaruri faaliyetler sınıfına giren sosyal ağlar, gün geçtikçe daha da kuşatıcı hale geliyor. Çünkü dünyanın en somut değişkenlerinden birisi olan ekonomi için sosyal ağlar, ciddi fırsatlar oluşturuyor. Bu büyük pastadan pay almak isteyen kimi markalar, bu olguyu ciddiye alıp bünyesinde bir Sosyal Medya Uzmanı(SMU) istihdam ederken; kimileri de ajanslardan destek alıyor. 

Visual Studio 2010 Form Uygulamalarıyla Görsel C# Derslerim-6

csharpders

Uzun sayılabilecek bir aradan sonra herkese tekrar merhaba.

Derslerimizin 6. bölümünde 9. dersi paylaşıyorum.

Arama
RSS
Beni yukari isinla